ruhumdan akanlar

19 yorum var - 19 Eylül 2008 14:57

Zaman geçiyor..
Hayat akıyor..
Mesafe ayırıyor..
Aşk büyüyor.. Sonra azalıyor..
Kalpler kırılıyor..
Kocalar evde bir yerde duruyor..
Veya evlilikler mahkemede son buluyor..
Sevgililer değişip duruyor..
Erkekler arayacaklarını söyleyip, aramıyor..
İşler geliyor ve gidiyor..
Ebeveynler ölüp gidiyor..
Komşular değişiyor..
Ama kız arkadaşlar hep oradalar...
Siz onları bırakmadığınız sürece..
Geçen yıllar ve arada kaç km. mesafe olduğu hiç önemli değil..
Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğumuzdan daha uzak değil..Hayatınız içinde, öyle ya da böyle, yakın ya da uzak..
(alıntı)

4 yorum var - 13 Eylül 2008 22:23

Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu.
Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.

Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu.

Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti.
Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:

'Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?'

Sonuç-1: Annneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir.
Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever.
'Babalar en son duyar' boşuna söylenmemiştir. :)

11 yorum var - 09 Eylül 2008 23:12

söylesem ah söyleyebilsem derdimi
mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
göreceksin seninle dolu
desem, diyebilsem ki seviyorum seni
çılgınca aşığım sana
ama demem, diyemem
çünkü aramızda dağlar, denizler
ve benim o kahrolası gururum var
bu böyle sürüp gidecek
sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
sana asla...
çünkü aramızda dağlar denizler
ve benim o kahrolası gururum var
v.h

4 yorum var - 06 Ağustos 2008 22:00

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!

Eylül / Haydar Ergülen

23 yorum var - 19 Temmuz 2008 09:57

Hiç bir insanı unutmak, bir insandan vazgeçmek, Bir insanı

hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı.?

Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi.

Her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında.

Hiç gelmeyeceğini bilmen gibi.

Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek, Ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması

artık o insanın sana.

Ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi, sen hala bu kadar sevgili

iken.?

Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek.

Çok kötü değil mi?

Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak onu işitememek.

Artık sonunun "di" li hali değil mi?

Biliyorsun değil mi. Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, Kalabalık caddelerde

geçen binlerce yüze bakmak.

Belki bir kez daha görebilmek için o yüzü.

Belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek.

Belki şu an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek.

Belki şu an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak ne zordur

Değil mi?

Ne kadar eritir insanı fark etmeden.

Sen de biliyorsun değil mi bunları?

Bir sinema koltuğunda sende iki kişi gibi oturdun mu hiç?

Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına.

Güzel bir kafe keşfettiğinde,

Güzel bir film seyrettiğinde,

Güzel bir şarkı dinlediğinde, güzellikleri oranında eksik

kaldıklarını hissettin mi.

Paylaşamadığın için onunla.

Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?

Baktığında aynada yüzünün yarısını gördüğün oldu mu hiç?

Sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan Nefret edemediğin

Oldu mu hiç?

Gözünün içine baka baka kolunu bacağını kesen bir insanın yüzüne,

Sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç?

Hayatta inandığın bütün değerleri alt üst eden birisine aşk şiirleri

Yazabildin mi?

Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara

FEDA OLDUN MU HİÇ.?

8 yorum var - 04 Temmuz 2008 22:38

Bazen aşk gider. Günler geçer ardından. Ve aylar. Bazen de yıllar...Bebekler büyür. İnsanlar yaşlanır. İnsanlar ölür. Eşyalar eskir. Evler yıkılır. Kurur ağaçlar. Sokakların adı değişir. Anılar belleğin acımasızlığına teslim olur. Sevilen unutur. Seven yanar...
Bazen aşk gider. Ve hayat da gider onun peşinden. Sen terkedildiğin yerde öylece kalakalırsın.
Bir sabah uyanırsın ki, gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir. Aynada tek parça görünen bedenin, aslında içinde lime limedir. Nefes diye içine çektiğin, ciğerlerinde parçalanmış aşkının cam kırıklarıdır.
Her sabah ölmeyip, neden uyandığına lanet edersin. Bazen aşk gider. Önünde bir kadeh rakı, küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından. Kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır.
Zaman dursun, saatler geçmesin istersin. "Tanrım n'olur gerçek olmasın, n'olur güneş doğmadan geri dönsün, teninde bir başka tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki, hiçbir şey sormam ona bu geceyi yaşanmamış sayarım, unuturum, yeter ki aşık olmasın..." İçinde durmaksızın çığlık atar dualar. Ama bazen aşk gider ve o çaresizce yalvardığın Tanrı bile gider peşinden.

Sonra sabah olur. Güneş doğar. Aşkın gelmez birtürlü. Bir gecede değişir ömrün. O birtürlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir. Ömrünü adadığın, yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede bir başka hayata karışmıştır işte... Bir gecede bir başkasının aşkı olmuştur.
İnanamazsın.
Bazen aşk gider. Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın. Elin varmaya varmaya boşaltırsın dolapları. Çekmecelerden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır. Onun kollarında geceler boyu cennet uykulara karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne. Doğmamış bebeğinin yerine koyup büyüttüğün cam önündeki o küçük mor menekşe, yapraklarına kondurduğun veda öpücüğündeki hasrete büker boynunu. Valizlerini kapı önüne yığıp, yüzün sırılsıklam, son bir sigara için koltuğa yığılırsın. Gidiyorsundur işte. Aşkını kendi ellerinle bir başka aşka teslim edip...Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasına ekleyip...

Bazen aşk gider. Ve adresi değişir evinin. Sesinin tonu değişir.
Yüzünün rengi,
Yatağının sıcaklığı,
Yediğin yemeğin tadı,
Uykuların değişir.

Ve rüyaların...

Her akşam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık. Hergün oturduğun koltukta o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında başka bir sevda oturuyordur şimdi. Yıllardır evinde ağırladığın,masalarına konuk olduğun, hayatlarını paylaştığın dostlarının kahkahaları arasına bir başka ses karışıyordur artık. Senin gölgene alışkın duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu. Her gece uyuduğun yastığa bir başka sevda kokusunu bırakıyordur. O öpmeye kıyamadığın dudaklarda bir başka sevdanın adı... Aşkının o tek cennetin bildiğin uykularında bir başka sevdanın rüyaları...

Bazen aşk gider. Ve anılar da gider peşinden.
Siz hiç o yüreğinize sığdıramadığınız aşkınızı bir başka aşk için ağlarken gördünüz mü? Ben gördüm. Kör oldu gözlerim onunla sevdasına ağlamaktan. Bir alev topu gibi onun için çığlık çığlık yanarken, siz hiç aşkınızın önünde diz çöküp, "Bu kadar çok seviyorsan sakın bırakma onu, sana kıyamam, n'olur git" diye yalvardınız mı? Onu bir başkasının kollarında düşünürken, siz hiç geceler boyu aklınızı kaçırmamak için kendi kendinize bağırdınız mı: "Unut onu, unut onu, unut onu, unut ya da öl!"
İçinizdeki o durmak bilmeyen yangının acısını bastırsın diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mı? Gözyaşları içinde yastığınıza gömülüp, her Tanrı'ya sığınmak istediğinizde, artık başka bir yüreğe sevdalı olan aşkınızı ondan geri istemekten utanıp, dua etmekten vazgeçtiğiniz oldu mu hiç?
Siz hiç yana yana sevdiğiniz bir sevgilinin yoluna gençliğinizi serip, yoluna kalbinizi serip, yoluna ölümünüzü serip güle güle bir başka aşka uğurladınız mı?

Bazen aşk gider. Ama ölüm gelmez birtürlü. Ne yapsanız da öfke duyamazsınız, giderken bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze, silinip giden kokunuza, kül olan yüreğinize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza...
Anlarsınız, aşktır bu, öfkeyi birtürlü yurduna kabul etmeyen...
Vefasız bir unutuşa kurban olsa da solup, yitmeyen...
Hayattan soğutup, size ölümü özleten...
Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen...
Anlarsınız aşktır bu...

Ama bazen aşk gider. Aslında bilirsiniz nereye gittiğini. Onu çağıran o eksik, yaralı ve hep kanayan çocukluğudur. Onu çağıran, hani o gözlerinde görüp de belki de en çok bu yüzden vurulduğunuz, ertelenmiş çocukluğunun o mavi bahçesidir. Dönüp dönüp yeniden baktığı o gizemli bahçede onu eksik severek yaralamış annesinin sesini duyar gibi olmuştur belki de. Yanıldığını anladığında da ürkekçe o bahçenin bir köşesine sığınıp, gözyaşlarına boğulmuştur. Belki de onu bu yüzden affedersiniz. Belki de bu yüzden bir başka sevda için karşınızda gözyaşlarına boğulduğunda onunla beraber ağlayıp, "Git ve aramaya devam et, unut beni", dersiniz. Çünkü bilirsiniz ki aşk çocukluğun arka bahçelerinde dalıp gittiğiniz ve sonra evin yolunu birtürlü bulamadığınız, kurallarını kimsenin bilmediği garip bir oyundur aslında.Birgün ansızın o oyunda yanıvermiş, haketmediğiniz halde bahçeden kovulmuşsunuzdur. Anlayamazsınız neden kovulduğunuzu, nerede hata yaptığınızı, neden unutulduğunuzu... Yıllardır oynadığınız o büyülü oyuna dalıp, hayatı dışınızda bıraktığınız için, birgün aşk gider ve siz evinizin yolunu birtürlü bulamazsınız.
Sonra zaman geçer. O karanlık bahçe aydınlanır. Ve anlarsınız ki sevda denen o büyülü oyunda herkesin kuralları birbirinden farklıdır. Siz aynı bahçede aynı oyunu oynadığınızı sanırsınız belki ama onun sevdası sizinkinden farklıdır. Kendi bahçenizle onun bahçesini, kendi oyununuzla onun oyununu,kendi kurallarınızla onun kurallarını, kendi aşkınızla onun aşkını sınayamazsınız. Belki de bunu anladığınız için, kendi bahçenizden onun bahçesini, kendi çocukluğunuzdan onun çocukluğunu, kendi sevdanızdan onun sevdasını sevebildiğiniz için, birgün aşk gider ve siz onun gerçek aşk olduğunu anlayıp, unutamazsınız.
Belki de bu yüzden bir kibrit ateşiyle yakıp gittiği ömrünün alevleri arasında sizi unutan aşkınız, çocukluğunun o karanlık bahçesinde annesinin yarım bıraktığı sevgiyi aramaya gittiğinde ona öfke duyamazsınız. Ve belki de bu yüzden, aslında yanıldığını anlayıp o bahçenin bir köşesinden ürkekçe size yeniden çocuk ellerini uzattığında, ona yüreğinizin kapılarını hasretle sonuna kadar açarsınız.

Bazen aşk gider. Günler geçer ardından. Ve aylar. Bazen de yıllar...
Bebekler büyür. İnsanlar yaşlanır. İnsanlar ölür. Eşyalar eskir. Evler yıkılır. Kurur ağaçlar. Sokakların adı değişir. Anılar belleğin acımasızlığına teslim olur.
Sevilen unutur. Seven yanar.

Bazen aşk gider...
Ya da siz gittiğini sanırsınız...
cezmi ersöz

25 yorum var - 27 Haziran 2008 19:23

Eski bir resim biliyorum ama sevgiyi çok güzel anlatıyor, bazılarına örnek olmalı...

20 yorum var - 22 Mayıs 2008 11:13

Onlar çocukluk arkadaşıydı. Kaderleri doğduklarında yazılmıştı. Hayatın, ailelerinin ve kaderin yazdıklarını şikayet etmeden yaşadılar…

Nesrin ve Metin in aileleri uzun yıllardır dosttular. Birbirlerini sever, sayar, her dertlerini sevinçlerini birlikte paylaşırlardı. İki ailede varlıklıydı. İki ailede nezih ve dürüst insanlardı. Saygılı seviyeli çevrelerinde sevilen bireylerden oluşuyordu. Bu iki ailenin dostlukları o kadar içtendi ki, evlerini bile yan yana yaptırmışlardı. İki ailenin de aynı dönemde birer çocukları oldu. Nesrin ve Metin.

Nesrin ve Metin birlikte büyüdüler, hem arkadaş, hem kardeştiler. Birlikte oynadılar, birbirlerinde kaldılar. Ailelerin seyahatlerinde birlikte uyudular. Aynı okullara gittiler. Birbirlerini çok sever, o derecede kavga ederlerdi. Tekme tokat birbirlerine girdikleri çok olmuştu. Ama bir diğerinin canı yansa, diğerinin de yanar, birine laf söyleyeni diğeri eşek sudan gelene kadar döverdi.

Dillendirilmemiş şeyler vardı. Aileler hep bunu istemişti ve konuşulmasa da her kes tarafından biliniyor ve vazgeçilmedi. Sessizce onaylanmış ve kabul edilmişti.
Nesrin ve Metin aileleri iyice birleştirecek güçlerine güç katacaktı. Ama iki ailenin de farkında olmadığı bir şey vardı. Nesrin ve Metin Kardeş gibi büyümüşlerdi ve öyle hissediyorlardı. Birbirleri için vazgeçilmezdi ama kardeştiler.

Nesrin ve Metin okullarını bitirip evlenme çağı denen yaşa geldiklerinde iki aile iş ortaklıklarını büyütmüş, İstanbul a taşınmış, sessiz sakin güzel bir semtte büyükçe bir apartman yaptırılmış, hep birlikte mutlu mesut yaşıyorlardı.

Nesrin de Metinde küçüklükten beri evleneceklerini bildikleri ve bunu kabul ettikleri (veya ettirildikleri için) başka kişilerle ilgilenmemişler hep bir arada olmuşlardı. İkisinde hayatında hiç kimse olmamıştı. Olamamıştı. Bir şekilde birbirlerini kıskanıyorlar ve bu tarz yaklaşımlara karşılıklı engel oluyorlardı.

Düğün günü çok ihtişamlıydı. Memleketten uçaklar, otobüsler dolusu misafir gelmişti. Büyük bir otel misafirler için kapatılmıştı. Nesrin ve Metin e yine aynı apartmanda süper bir daire hazırlanmıştı. Peri masalı tüm ihtişamıyla devam etmekteydi.

Görkemli düğün bitip, misafirler otellerine, aileler evlerine Nesrin ve Metin otelin balayı odasına çıktıklarında peri masalı sanki birden bitivermişti. Her şey çok güzeldi ama onlar kardeştiler en azından öyle büyütülmüş ve öyle hissediyorlardı. Karı koca olamazlardı. Ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar. Bu sorunu şimdilik geçiştirip, çocukluklarından beri alışık oldukları gibi birbirlerine sarılıp uyudular. Gerçi ilkokuldan beri beraber uyumamışlardı ama hiç fark etmezdi. Aralarındaki bu sırrı saklamaya karar verdiler.

Hayat devam ediyordu. Her şey dışardan olağanüstü görünüyordu. Nesrin ve Metin çocukluktan alışık oldukları kavgalarına, tekme tokat birbirlerine dalmalarına, eğlencelerine devam ediyorlardı. Sır sürmekteydi. Metin erkekliğinden, Nesrin kadınlığından şüphe duymaya başlamıştı. Kavga gürültü iyice artmaktaydı. İkisinde de aldatılma şüphesi üst düzeydeydi.

Ailelerin artık tahammülü kalmamıştı. Ama kavgaya değil. Şimdiye kadar 1-2 çocuk olması gerekiyordu. Baskılar artmış, şüpheler kafalara kazınmaya başlamıştı. Neden çocukları olmuyordu. Doktora gitmeleri gerekiyordu. Neden bu ikisinin çocukları olmuyordu.

Nesrin ve Metin köşeye sıkışmıştı. Doktora gidemezlerdi. Sorun başkaydı. İkisi de 25 yaşına gelmişti ve özellikle Metin kendinden fazlasıyla şüphe etmekteydi. Durumu değişmeye karar verdiler. Karı koca olmanın zamanı gelmişti. Milyarlarca insan yapabiliyorsa onlarda yapabilirdi. Denemelere başladılar ama bir türlü olmuyordu. Ya utanıyorlar ya kahkahalar gülüyorlardı. Bir gece içmeye karar verdiler. O kadar çok içtiler ki ne yaptıklarının farkında bile değillerdi. Sonraki 3 gün birbirlerinin yüzüne bakamadılar bile. 45 gün sonra Nesrin kendinde bir değişiklik hissetmeye başladı.

İlk kızları doğduğunda bütün ailede bayram havası esiyordu. Nesrin ve Metin birbirlerine yavaş da olsa alışmaya başlıyorlardı. Yöntemlerini seviyorlardı. 2. çocukları da kız oldu. Dedeler bir de erkek torun olsun istiyorlardı. 3. çocuk erkek olmuştu.

Nesrin ve Metin çok bunalıyorlardı. Birbirleri için asla vazgeçilmezdiler, ama aşk ve tutku kelimesinin anlamlarını bile bilmiyorlardı. Birbirlerini sadece seviyorlardı. Bu aile yaşamlarını etkiliyor, kavgalar gürültüler hiç eksik olmuyordu. Sıran kavgalarının olduğu bir akşam her zamanki gibi tekmeler havada uçuşuyordu, Metin hiç yapmadığı bir şeyi yaptı ve Nesrin in yüzüne bir tokat attı. İkisi de birbirlerini tekmeleme, itekleme alışıktı. Çocukluktan kalma şeylerdi bunlar. Tokat her şeyin sonu oldu. Nesrin Metin i evden kovdu. Metin artık üst katta annesinde kalıyordu. Nesrin çocuklarla kendi dairesinde. Aile boşanmalarına şiddetle karşı geliyordu. Bu onlar için mümkün değildi. Törelerinde bu kabul edilemezdi. Nesrin in huysuzlukları devam etti ve gizlice gidip boşandılar. Aile durumu öğrendiğinde ikisini de neredeyse vurucaktı. Durum gizli tutuldu. Sır olarak ailede kalıcak kimse bilmeyecekti. Aileler onları hala evli görüyorlardı. Boşanma diye bir şey söz konusu olamazdı.

Yaşamları aynı şekilde devam etmeye başladı. Yine hep bir aradaydılar. Yemekler büyük aile sofrasında yeniliyor. Tatillere birlikte gidiliyor, hafta sonları hep beraber geziyorlardı. Sadece Metin üst katta kalıyordu. Bu da onlar için fazla bir sorun değildi.

Dedeler ikisinin acilen evlenmesini ve bir erkek torun daha olmasını istiyorlardı. Nesrinle Metin in ilişkisi garipti. Hem vazgeçemiyorlar ve kıskanıyorlar, hemde birlikte olamıyorlardı.

Kaderleri o hafta sonu değişmeye başladı. Nesrin ve Metin 3 çocuğu alarak hafta sonu tatiline gittiler. Güzel bir tatil dönüşü Nesrin in babası kıyametleri kopardı. Metinin babası ile karar alıp dünyayı ikisin başına dar ettiler.Madev birlikte gezip eğleniyorlar birlikte kalıyorlardı bu ne ahlaksızlıktı. Neden evlenilmiyordu. Darbe gibi bir karala evlenlerine karar verildi. Nesrin kıyameti koparıyordu. Metin ne yapacağını bilmez durumdaydı. Nesrin bütün hırsını Metin den çıkarıyor, kredi kartlarının dibine vuruyordu. Metin çaresizdi. Babalara karşı gelemezdi. Nesrinde bunu biliyordu. Hafta içi gizlice boşandıkları gibi aile arasında gizlice evlendiler.

Her şey yolunda gibiydi. Nesrin 4. bebeğe hamile kaldığında kendide şaşkındı.

Ailecek bir memleket gezisi düzenlendi. Arabayla geze geze gidilecekti. Gidildi. Gezildi. Eğlenildi.

Dönüş yolu başlamıştı….

Arabada Nesrin Metin ve çocukları vardı. Büyük kız 12, küçük kız 11, oğlan 7 yaşındaydı. Nesrinin bebeği de karnında neredeyse 3 aylık olmuştu.

……………

Yolda çok kamyon varmış, yağmur varmış... Ne olduğu anlaşılamamış. . He şey saniyeler içinde olmuş…

İki kamyon arasında sıkışmışlar.

7 yaşındaki oğlan çocuk camdan fırlamış ve olay yerinde…
büyük kızın kalçası kırılmış.
Küçük kızda kırıklar ve yaralar
Metinde kaburga kırıkları ezikler ve yaralar
Nesrin in karnı parçalanmış, bağırsakları dışarıdaymış. Birkaç kez ameliyat oldu. Kilolu olduğu için dikiş tutma sorunu varmış. Karnındaki bebek zaten kaza sırasında ölmüş.

Nesrin kendine geldiğinde çok düşkün olduğu oğlunun vefat ettiği haberi ile yıkılmış. Bir iç kanama geçirmiş. Bütün dikişleri tekrar açılmış.

Dün gece Nesrin inde vefat haberi geldi.

Bu yazıdaki Metin benim eski bir dostum sırdaşımdır….
Tamamen gerçektir, sadece isimleri değiştim.

ALLAH HEPSİNİN YARDIMCISI OLSUN. ACILARINI DERİNDEN PAYLAŞIYORUM.

11 yorum var - 20 Mayıs 2008 10:18

Sevgi ...
Sevmek inanmaktır.
Sevmek yaşamaktır.
Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.
Sevmek sevdiği olmaktır.
Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.
Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.
Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.
Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

3 yorum var - 30 Nisan 2008 10:14

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....
AZİZ NESİN

13 yorum var - 21 Mart 2008 19:20

Üzgün olmak ne ifade ediyor size...

Ben üzgünüm...

Yağmurun ıslattığı toprak gibi çamurlu ve üzgünüm...

Yağmur nasıl toprağı yumuşatıyorsa...

Keder ve acılar da beni öylece yumuşatıyor..

Bazen dağıtıyor...

Ne kadar dirayetli olursam olayım...

Hüzünler ısırmışsa mutluluğumdan birer parça...

Karnıma ateş saplanmış gibi canım yanıyorsa...

Üzgünüm...

Hüzün günüm bugün...

8 yorum var - 13 Şubat 2008 10:42

Şimdi size msn de silenleri değilde sadece engelleyenleri görmenin yolunu anlatıcam. Listenizde ne kadar dansöz var hepsi afişe oluyor ama bazen çok kırılabiliyorsunuz benden söylemesi.

Öncelikle msn listenizde ofline görünen, engellediğini düşündüğünüz veya merak ettiğiniz kişinin adres satırına geliyorsunuz. Mause ile satır üzerindeyken sol tık yapıyorsunuz. Açılan pencerede satırının üzerine geliyorsunuz. Otomatik bir pencere açılıyor. O pencereden satırını tıklıyorsunuz. Bir iki saniye bekleyin o kişinin space giriş sayfası acılıyor. Açılan sayfada sol tarafta kişinin belki bir fotoğrafı ve profil bilgileri bulunmakta. Hemen onların altında yazan bir satır bulunmakta. Bu satıra tıklıyoruz. Bekliyoruz gelen sayfada üst tarafta yazan bir bölüm var. Kullanıcının belki bir fotoğrafı ve bilgileri bulunmakta. O bölümün hemen altında yazan bir bölüm daha bulunmakta. İşte her şey burada gizli. yazan bölüm aktif ise kullanıcının msn penceresinde kullandığı fotoğraf ve msn iletisini görüyorsunuz. Bu sizi anlamına gelmekte. Sayfada sadece başlıklı bölüm varsa yazan bölüm yoksa sizi engellemiş demektir. Gerisi size kalmış.

Yöntemi denedim kesinlikle başarılı. Yalnız bazı msn lerde kişinin profil sayfası görünmemekte. Bilginize…

Beni engelleyen yada engellemeyen bütün arkadaşlarıma sevgilerimi sunarım..

3 yorum var - 11 Şubat 2008 20:26

hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın, aslında buna değmediğini gördüğün andır.
en büyük kayıp onun için harcadığın zaman ve gözyaşıdır

senin aşkını bu gün haketmeyen, on yıl sonrada hak etmeyecektir.

BİRAK GİTSİN.....

6 yorum var - 11 Şubat 2008 11:47

elveda hayat
çekiliyorum bu diyarlardan
pes ettim
yetişemiyorum hızına
öyle yalan ki sevdalar
ruhumu tüketti an be an
kalbim kaldıramıyor artık
ne bir damla yaş
ne sahte bir gülüş
heran

6 yorum var - 31 Ocak 2008 10:39

Bende söz bitti sevdiğim
Serdim duygularımı, yüreğinin kıyılarına Bir gemi gibi sığındım limanına
İster çöz at ister sar bağrına
Nasılsa sensiz yaşanmaz bu diyarda
Bu gece uzun, sabah olmak bilmiyor,
Kaç kere aldım telefonu elime
Cesaretim olmuyor aramaya oysa bir sesini duysam
Bir dinse içimdeki fırtına yeterdi bana.
Şimdi zaman hep vuslata dair,
Hasretin var her şarkıda kadeh kadeh seni içiyorum.
Her yanım uyuşuyor da sarhoşluktan yüreğime söz geçiremiyorum.
Ağlıyorum kan çanağı oluyor gözlerim
Kaldırımları ezberledim, köşe lambaları adımlarımdan martılar şarkılarımdan tanıyor beni.
Gölgen misali peşindeyim her sabah alıyor, her akşam eve bırakıyorum seni sessizce
Işığın kapanana dek öylece bakıyorum köşe başından
Seni seviyorum diyorum duymuyorsun, böyle günlerce sürüyor gidip gelişim.
Zormuş bir tanem seni uzaktan sevmek
Taş olsa çatlar dağ olsa yıkılırdı belki yerimde olsa ama ayaktayım işte son nefesime kadar
Senin yanında, benden sonra da melekleri bırakacağım baş ucuna.
Hayat her şeyi öğretiyormuş insana aldığın her nefesin değeri varmış
Ben şimdi bir gün daha atsın kalbim diye dua ediyorum .
Serdim duygularımı, yüreğinin kıyılarına Bir gemi gibi sığındım limanına
İster çöz at ister sar bağrına

6 yorum var - 30 Ocak 2008 19:25

Kadınlar uzun yaşar derler,
Gözyaşlarını akıtabildikleri için.
Gözyaşlarımı saklasaydım eğer,
Çoktan ölmüştüm.

4 yorum var - 10 Ocak 2008 13:39

Herkes Gülüsümü Görüyor
Kimse savasimi görmüyor...
Herkes sesimi duyuyor
Düsündügümü kimse bilmiyor...
Herkes yazdiklarimi okuyor
Gözyaslarimi kimse görmüyor...
Herkes beni tanidigini saniyor
Ama kimse benim kim oldugumu bilmiyor...

1 yorum var - 02 Ocak 2008 09:42

aralık ayı sonlarına doğru özellikle son hafta, bir telaştır alıyor. bir panik havası, koşuşturma. ne yapıcaksın, nereye gidiceksin, kimlerle birlikte eğleniceksin. yenı yıl gelcek karşılanıcak ya. e geldi işte yeni yıl 2 günlük oldu bile. ne değişti. HİÇ

2 yorum var - 21 Aralık 2007 00:11

seni unuttum sanma hep aklımdasın, hiç çıkmıyorsun ki aklımdan. dalgalı siyah saçların, hep giydiğin mor penyen. gülüşün, bakışın, bana kızman, deli kız deyişin.

bu sabah sana en sevdiğin koyu pembe karanfillerden getirdik. her taraf karanfil oldu. oldu oldu ama, oldu da ne oldu. buz gibiydi oralar. yarım saat zor durdum. karanfilleri yerleştirirken parmaklarım o kadar üşüdü ki donucam sandım. biliyorum sen de sevmesin hiç soğuğu. ben yarım saat dayanamadım o soğuk ve çamurlu tepede, sen 4 yıldır nasıl dayanıyorsun. ellerin ayakların üşümüyor mu.

ordan dönüş yok biliyorum, ve gene biliyorum ki sen ordan da olsa, beni gözetip kolluyorsundur.

ben seni çok özlüyorum, sensiz bayramlar bir anlam taşımıyor daha çok eziyet gibi geliyor. keşke artık hiç bayram olmasa bunalıyorum.

herşeyim
halacım

0 yorum var - 09 Aralık 2007 12:17

ağlamam artık
konuşmamda
zaman değil
gözlerin ilaç gelir,
birde sözlerin
sende gizli
ne bilirler
görmeyenler seni
unutmak yerine
saklamayı seçtim

0 yorum var - 02 Kasım 2007 11:03

Kaybolmalı bazen insan, kendi tenhalığına çekilmeli, biliyorum…..
Ve bu zamanlarda kendiyle hesaplaşmalı, tartmalı kendini, yaşadıklarını, istediklerini ve barışmalı kendiyle ve tabii güçlenmeli…

Ama senin kaybolmaların korkutuyor beni…
Elimde değil…
Hala yerinden oynamış olan taşları oturtmaya çabalarken senin yeniden kaybolmandan korkuyorum…

Bazen çok özlüyorum seni; tenini, kokunu, gözlerini ama……..
Ama buna da hakkım yokmuş gibi geliyor,
sana sarılmaya sana dokunmaya , seni aramaya da korkuyorum.
Tüm korkularımın merkezine oturman da korkutuyor beni.
Başka korkum yok biliyorum…
Hatta bazen kızıyorum kendime neden diye?
Buna izin veren benim onu da biliyorum
Bu kadar çok şey bilirken
Seni hala seviyormuyum ?
İşte bunu bilmiyorum.

Zehirin panzehirini yine zehirden yapıyorlar
Peki senin panzehirin yine sen misin?
Canımı acıttığın gibi canını acıtmak geçmiyor mu sanıyorsun aklımdan?
Canımı acıttığın gibi canını acıtsam , bu acı geçer mi?
Yaralandıkça yaralamak istiyorum,
Yaralamaya çalıştıkça daha çok yaralanıyorum…

0 yorum var - 07 Ekim 2007 15:42

Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum

0 yorum var - 03 Ekim 2007 08:55

Çocuk olmak istiyorum yine
Ne hayat kavgası
Ne aşk belası
Ne de gönül yarası
Çocuk olmak istiyorum yine
Ne sabah erken kalkma duygusu
Ne sorumluluk söz konusu
Ne de yıllar geçiyor korkusu
Çocuk olmak istiyorum yine
Hani bir oyuncak kamyon tutkusu
Bahçelerden elma çalarken ev sahibine yakalanma korkusu
Bayramlarda yeni kıyafet sevinci
Anne dizinde uyuma huzuru
Çocuk olmak istiyorum yine
Hani dünyayı çook güzel görme duygusu

1 yorum var - 01 Ekim 2007 16:42

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

Oruç ARUOBA

0 yorum var - 15 Eylül 2007 23:57

aşk aşk aşk
Sonu olmayan bi ateş
yürüdükçe bitmeyen bir yol
arkanda koca bir yük
ve dahası
insanlar gerçekten severler mi yada sevdiklerini mi sanarlar
aslında her ikiside
her ikiside var insanlarda
biri gerçekten
diğeri ise iş olsun diye sever yada sevmez
seven sevdiği için dağları denizleri ve o büyük
uçurumları aşarken
diğeriyse sadece onu izlemekle
yetinir
ve bu tek kişilik aşk bir süre
sonra nefrete dönüşür
gel kalbime seni aşkımı
gümüyüm desem sığmazsın
unutuyum desem bırakmazsın
ama genede sevmezsin
bilirim
gelişi güzel gidişi kötü bir hikaye
ama bu sefer
gidişim kadar güzel olmıyacak
dönüşüm
sen benim için gittin vede bittin...........

monaliza hakkında:

şu an yaşadığı yer İstanbul. yedi evin delisi olarak çalışıyor.